paylaş

Bir sonraki kenti düşlemek

18 Nisan 2017

Her yeni kent macerasının sonrası, daha bu macera bitmeden, başka bir mekanda, uzak bir sokakta, farklı bir iklimde, yeni bir kentte yani, bir yenisini yaşamak için deli gibi bir istek duymaya, plan yapmaya başlamaktır… Yani kentlerin seni çağıran sesinden, sunduğu tatlı acı yaşam kesitlerinden ve vaat ettiği heyecanlardan bir türlü kopamamak… Böylece “eve”, yani ait olduğun kente dönerken, yanında “bi dolu” anlatacak şey götürmek; keşfettiğin bütün detayları seni kendi kentinde bekleyen sevdiklerine tek tek aktarmak… Bir dahaki sefere onlardan birisiyle gidip birlikte her şeyi yeniden yaşamak için sabırsızlanmak… Hani yanında otururken özler ya insan bazen sevdiğini, işte tam öyle; bir tür “bir türlü doyamamak” durumu…

Ve “eve” ne kadar zaman sonra olursa olsun, mutlaka her seferinde dönmek… Kim bilir belki de sırf yeniden gidebilmek için…

Ve sonra, o “geri çağıran kentlerden birisine tekrar tekrar geri dönmek; tıpkı her yolculuktan sonra “eve” mutlaka döndüğün gibi…

Aslında bu dürtünün, herhangi bir kentten geri döner dönmez ulaştığı yoğunlukta kalmasını beklemek çok mantıklı olmaz. Tabii ki azalır bu istek zamanla ve bir süre, mutsuz ve huzursuz olmadan yaşadığınız kentte kalmanıza izin verir. Gerçi bu “bir süre” değişkendir hep ama yine de iyi ki vardır çünkü eğer yeni bir kente daha gitme veya sizi geri çağıran kentlerinizin birisinin daha çağrısına uyma dürtünüz hep aynı güçte yaşayacak olsa, yaşadığınız kentin tadını çıkarmanıza olanak kalmaz. Ben mesela dikkat etmişimdir; ne zaman bir seyahate çıkmak üzere olsam, İstanbul’un ajandası zenginleşir birden bire… Ben uzaktayken gerçekleşecek konserler, kente kısa bir süre için gelecek önemli konuşmacılar, gösterimi ben dönmeden bitecek filmler, açılışı ile kapanışı arasında İstanbul dışında olacağım sergiler birden bire artar; aklım arkada kalır. Bazen bunu sevgili kentimin benim geriye dönmemi garantiye almak için kasıtlı yaptığını düşündüğüm bile olur hatta!

 

 

 

Yukarı