paylaş

Hayretler Ülkesi

16 Ocak 2017

 

Dostluk almış başını yürüyor. Yetişmek ne mümkün, “Heey beni de bekle,” diyorsun ama nafile, duymuyor. Omzuna attığı kürkün sahte olmasını ummak lazım. Hayır, bilmek. Yok… Bilinemiyor.

 

Aşk saklanmış, sadece analog bir makine için kullanılabilen bir ruloda. “Çık dışarı,” diye içine sesleniyorsun. Öyle bitmeyen bir şarkı tutturmuş ki, duymuyor. Şarkının onu anlatan, yumuşacık, naif bir şey olması lazım. Değil.

 

Umut, bir bulutun üstüne çöreklenmiş. “Aşağı insene,” diye bağırıyorsun. Dudak büküyor. O cevap veriyor ama (diğerlerinin aksine). “Sen de gelsene,” diyor. Anlaşıldı, oraya kimsenin erişemeyeceğini iyi biliyor.

 

Neşe, bir kardan adamın havuçtan burnunda titreyip duruyor. “Bak hırkam var, seni ısıtır” diyorsun. İkna olmuyor. “Böyle bir soğuk yok,” diye sayıklayıp duruyor. Kardan adam yalvarırcasına bakıyor.

 

 

Vicdan, paramparça edilmiş bir kedi evine atılan tekmenin sahibi olan ayağın altında ezilip kalmış. “Az dayan, çıkarıcam seni,” diyorsun. Kederli, başını iki yana sallıyor. Yeri orası artık, biliyor.

 

Şefkat, bir çiçeğin üstünde çiy tanesi olarak onurlu yaşam hakkını talep eder olmuş. Anlatmaya çalışıyorsun; “Senin yerin orası değil, benim gibilerin içi,” diye. Sadece gülümsüyor öylece cevaben. Çiçeğe sımsıkı tutunuyor.

 

Huzur, bir kitabın son sayfasına varamadan sıkışıp kalmış. Elini uzatıyorsun, olmadı bir ip atıyorsun, yine olmadı kitabın içine girmek için paçaları sıvıyorsun. Olmuyor, kitabın içinden –suzluk halinde çıkabiliyor ancak.

 

Ve adalet… Onunla bir masada karşılıklı oturuyorsun. Bazen satranç, bazen pişti oynuyorsunuz. Zaman zaman dik dik bakışmalar. Kaybeden, gözünü kaçıran, hile yapan, dikkati kaçan hep sen oluyorsun.

 

Burası neresi? Burası *Hayretler Ülkesi.

 

* Halil Cibran’ın Sözler kitabındaki “Genç ve Umut” başlıklı metninden ilhamla…

 

 

 

Yukarı