Muradiye Çinileri Üzerine

3 Kasım 2017

Küçükken şöyle derdik,
Eski Camii’nin yazısı
Selimiye’nin yapısı
Muradiye’nin çinileri
Üç Şerefeli’nin Kapısı….
Benim gibi çocukluğunu Edirne’de geçirip de bu tekerlemeyi bilmeyen var mıdır acaba? Hepsine sınıf gezilerinde giderdik, önlerinden geçerdik, ailemizle ziyaret ederdik; ben de her seferinde ilk defa görmüşçesine merakla etrafıma bakardım. Çok uzun yıllar sonra anladım ki sadece bakarmışım, görmezmişim; oysa görmekle bakmak arasında ne kadar büyük fark varmış. O yıllardan aklımda kalan en önemli şey Selimiye Camii’nin çocukluğumda adeta beni yutan heybeti. Koca Sinan’ın ustalık şaheseri, mimarlık harikası… Şehre giriş yolu bile 500 yıldır değişmemiş. Karşınızda Selimiye, Yunan hududundan bakarsınız, Bulgaristan’dan, Trakya’dan gelirsiniz, hep oradadır ; şöyle der “ben Edirne’yim; Edirne ben”… Oysa Sultan II.Murad ‘ın küçücük, mütevazı Muradiye Camii bir köşede durur, tek başına, 1436 dan beri…


Son yıllarda turistik eşya dükkanlarındaki ucuz Çin malı baskı çini tabakların etkisinden kendimi sıyırıp araştırıp okuyarak, üretmeye çalışarak çini sanatımızın büyüsüne kapıldığımdan beri fark ettim ki baktıklarımı artık daha bilinçli görebiliyorum ve anladım ki Muradiye Camii’nin çinileri gerçekten çok özel.

Mihrap ve duvarları kaplayan çiniler XV. YY. Osmanlı sanatının en özel yapıtlarından,hem renkli sır (cuerda seca) tekniğiyle yapılmış, hem de sıraltı bezemeli çini levhaları kapsamakta. Caminin mihrabı sarkıtlı yaşmak, kenar suyu ve yazılarıyla uzmanlar tarafından Bursa Yeşil Camii’nden sonra en ihtişamlı çini mihrap kabul edilmekte.

Muradiye’nin mihrabı Konya Karaman’da bulunan Karamanoğlu Mehmed Bey Camii mihrabıyla da benzer özellikler taşıyor. Bu mihrabın ise bahsetmeden geçemeyeceğim enteresan bir hikayesi var. 1432 tarihli Karamanoğlu İbrahim Bey imareti 19.yy. sonlarında tahrip olmaya başlayınca, mihrabı Osman Hamdi beyin kardeşi müzeci Halil Edhem Bey tarafından İstanbul’a taşıtılıp 1907 yılında İstanbul Arkeoloji Müzelerindeki Çinili Köşkteki yerine monte edilir. Osman Hamdi Bey ise mihrap müzeye taşınmadan 6 yıl önce 1901 yılında Karaman’a gidip mihrabın fotoğrafını çekmiş ve tablosunu yapmıştır. İşte “Rahlede oturan kadın “ tablosundaki mihrap Çinili Köşkteki bu mihraptır.

Bir başka naçizane tespitim ise Berlin Pergamonmuseum İslam Eserleri Bölümünde yer alan çok daha erken Selçuklu dönemine, 13. yüzyıla ait mihrapla da aralarında benzerlik olduğu. Konya’nın Beyhekim Mahallesi’ndeki Beyhekim Camii’nin çini mozaikli mihrabı, 1907 de Almanya’nın Konya konsolosu Dr.J.H.Loytvedin tarafından onarım bahanesiyle kaçırılmış. Eserin Türkiye’ye iadesi için 1991 de Dışişleri tarafından başlatılan çalışmalar sanırım hala devam ediyor.


Aslında çini süsleme sanatının geçmişi, bizim geleneğimizde Karahanlılar’a dayanıyor, bin yıllık bir süreç… Türklerin Orta Asya’da Kaşan şehrinde yaptığı üretim nedeniyle Kaşi diye adlandırılan çini üretiminin 8. YY öncesine uzandığı arkeolojik kazı bulgularıyla belirlenmiş. Çini geleneği daha sonra Büyük Selçuklular ve Anadolu Selçukluları ile devam ederek Malazgirt savaşından sonra Anadolu’ya giriyor. Osmanlı’da mimaride kullanılan çiniye 18. YY’a kadar “Kaşi veya Sırça”; çini eşyalara da “Evani” deniyor. O dönemde ithal edilen Çin porselenlerinin ününden dolayı “kaşi”nin kalitesini vurgulamak için “çini” denmeye başlıyor.

Sözü daha fazla dolaştırmadan tekrar Edirne Muradiye Camii’ne dönersem, çinilerinin teknik ve özelliklerinden dolayı Bursa Yeşil Camii’nin çinilerini yapan ustalar tarafından yapıldığı tahmin edilmekte. Bu arada Bursa’nın çinilerini yapan ustanın nakkaş Ali bin İlyas olduğunu belirtmeden geçmeyelim. Muradiye Camii’nin mihrabında renkli sır tekniğiyle yapılan firuze, beyaz, lacivert, sarı, açık yeşil, patlıcan moru kullanılan Rumi motifler ve bitkisel bezemelerle Bursa’dan farklı olarak kullanılan bazıları kabartma ve geometrik örnekli mavi-beyaz çiniler yer almakta. Mihrap yan duvarındaki bordür duvara firuze bir bantla birleşmekte ve frizlerde Sultan II.Murad’ın adı yazmakta.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Camiinin yan duvarları ise beyaz zemin üzerinde altıgen mavi beyaz çinilerle kaplı. 37 değişik örnekte sıraltı tekniğiyle yapılmış bu çiniler Osmanlı imparatorluğunda bu teknikle yapılan ilk örnekler olup aralarını dolduran türkuaz üçgen çinilerle yıldızlar meydana getirmiş.

 

Muradiye Camii’nde öncekilerden farklı, orijinal bir üslup geliştirildiğini gösteren yukarıda gördüğünüz bu mavi beyaz çinilerin çoğu ne yazık ki 2001 yılında tahrip edilerek çalınmış, daha sonra kırık parçalar tamir edilmiş, çalınanların yeri ise alçıyla sıvanarak boş bırakılmıştır. Bu arada Muradiye Camii’nde ilk gördüğümde beni bir hayli şaşırtan fresklerden bahsetmeden geçemeyeceğim. Bu fresklerin önemli bölümü maalesef şu anda mevcut değil ve yerleri alçıyla kapatılmış durumda. Bir hayli araştırmama rağmen Venedik saraylarını, kanalları hatta gondolları resmeden bu fresklere kayıtlarda rastlayamadım. Oysa hem kendi ailemden hatırladığım hem de çok az sayıda kaynaktan okuduğum kadarıyla camiinin freskleri erken dönemlere, camiinin Mevlevihane olarak kullanıldığı yıllara ait. O dönemde camiinin duvarlarına Venedik saraylarını resmetmek bir Mevlevi dervişin zengin hayal gücünün mü ürünüdür , yoksa bir gezginin gördüklerimidir ,yorum akademisyenlere ait….


Mihrabın ölçülerinin camiinin boyutlarına göre çok büyük olması ve altıgen çinilerin oldukça düzensiz yerleştirilmesinden dolayı sanat tarihçi John Carswell , aslında mihrap ve çinilerin, Saray-ı Cedid-i Amire, yani Edirne Sarayı için yapıldığını öne sürmekte.(1) Eğer Carswell’in hipotezi doğruysa acaba yukarıda bahsettiğim freskler altıgen mavi beyaz çinilerle kapatılmış olabilir mi? Bu konuyu araştırmayı konunun uzmanlarına bırakıyorum. Yine aynı hipotezde doğruluk payı varsa mihrap ve çiniler iyi ki Edirne Sarayı’na konulmamış diyebiliriz.  Ufak bir hatırlatma; 1875’de Rusların Edirne’yi işgal edeceği haberi üzerine, sarayın yakınında bulunan cephanelik Rusların eline geçmemesi için Vali Cemil Paşa’nın emriyle havaya uçurulmuş, maalesef 425 yıllık Hanedan sarayı Saray-ı Cedid-i Amire ‘den geriye sadece birkaç harap duvar kalmıştır…

Gelelim Selimiye Camii’ne… İlk kez Edirne’ye gelip, Selimiye’yi düşündüğü kadar şaşaalı bulmadığını söyleyen arkadaşlarıma her zaman küçüklüğümden beri -özellikle babamdan- öğrendiklerimi tekrarlarım. Mimar Sinan bu yapıyı tek bir bütün olarak ele almış, aşırılıktan kaçmış, yapıyı süsleme ile boğmamış ama dönemin en iyi örnekleri kullanılmış. Her noktada derin bir ölçü hâkim.

Aşağıda babam Rıfat Yılmazer’in pul koleksiyonundan üzerinde Selimiye Camii olan 20.yy başlarına ait bir Postes Ottomanes pulu göreceksiniz.


Sultan II. Selim’in başkent İstanbul yerine yazlık saray ve ordunun bulunduğu Edirne’yi seçmesini iki nedene dayandırmakta tarihçiler. İlk neden; yedi cihanın hükümdarı Kanuni Sultan Süleyman’ın camisi Süleymaniye İstanbul’un en görkemli tepesinde yer almakta olduğundan Mimar Sinan’ın ustalık dönemi eserini, babası Kanuni’nin gücüne asla erişemeyecek oğlu Selim için Süleymaniye yakınına yapması hiç uygun değildir. Diğer neden ise Padişah II. Selim’in eski başkent Edirne’ye olan sevgisidir. 1569 da yapımına başlanan camii 1575 te bitirilmiş, 1574 te vefat eden Sultan II. Selim bitirildiğini görememiştir.

Caminin içindeki çiniler 16. YY’ın en iyi örneklerinden, tamamen sıraltı boyama tekniğiyle yapılmış; hem stilize motifler kullanılmış, hem de bu dönemde öne çıkan natüralist çiçekler. Çini kullanımı ölçülü olmasına rağmen teknik ve desen kalitesiyle başka yapılarda görülmeyen bir özgünlüğe sahip. Desen hazinesi öylesine zengin ki sadece lale motifinde 101 farklı çeşit kullanılmış. (2) Lale motifinin, Türk-İslam sanatlarında ve İslam inanışında çok önemli anlamı bulunmakta. Lale ile Allah kelimelerinin ebced(3) hesabıyla sayı değeri 66 ettiğinden, lale Allah’ı ve onun birliğini ve güzelliğini simgeler. Bazen Allah kelimesi, Lale gibi yazılmaktadır.(4).

Müezzinler Mahfeli’nin mermer ayaklarından birinin altındaki meşhur ters lale motifine gelince; hepimizin bildiği ve sürekli anlatılan, ters lalenin cami arsasının sahibi olan kişinin çıkardığı güçlüğü sembolize ettiği hikâyesinin yerine; Kayserili Hilal ustanın hem Osmanlı geleneğinde çok önemli bir yer tutan Lale çiçeği ve Hilal’e gönderme yaptığı hem de bu yolla kendi imzasını attığı gerçeği kabul edilmiştir. Çünkü lale kelimesi Arapça yazılıp 180 derece ters çevrildiğinde harfler hilal olarak okunmaktadır. Ayrıca camii arsası Saray’a aittir.(5)

Selimiye’nin çinileri 1572 tarihli bir fermanla sipariş edilmiş. II Selim, pencerelere kadar çini olmasını, üstüne de Fatiha suresinin çini ile yazılmasını emretse de mihraptaki uygulamaya rağmen hünkâr mahfilinde bu düzene uyulmamış. Selimiye’nin çinilerini ağırlıklı olarak mihrap ve hünkâr mahfilinde toplayan Mimar Sinan en önemli yazıları mihrabın olduğu kıble duvarına yerleştirmiş. Buradaki çinilerde çok zengin kırmızı tonlarını ve çinicilikte geç kullanılmaya başlayan parlak yeşil rengi görüyoruz. Her çini panelin deseni İstanbul’daki nakkaşhanede gerçek ölçülerine göre hazırlanan kartonlara çizilerek İznik’teki çini ustalarına gönderilmiş. Döneme ait fermanlardan Padişahın tüm detayları titizlikle takip ettiği ve mihrap duvarındaki yazılarla en ince ayrıntısına kadar ilgilendiği anlaşılmaktadır. Sadece mihrap etrafı değil; son cemaat yeri ve cümle kapısının sağ ve solundaki pencere alınlık aynaları, kadınlar mahfili ve kemer köşelikleri de tamamıyla çiniyle kaplanmış. Alınlık aynaları lacivert zemin üzerinde beyaz celi süluslerle Besmele-i Şerif, Fatiha suresi, Ayet-el Kürsi ve Fetih suresinden ayetler yazılmış. Büyük Usta Ahmed Karahisari’nin oğlu kaligrafi ustası Molla Hasan alınlıklardaki yazıları hazırlamış.

 

 

 

 

 

 

 

Sadece padişahın girebildiği Hünkâr Mahfilini ise ikonografi ve tarz olarak mihrap bölümünden çok farklı düzenlemiş Mimar Sinan. Çini panellerin daha yüksek kısımlarına Kuran-ı Kerim’de cennetteki ağaçlara atfen yapılmış bahar açmış harikulade meyva ağaçları yerleştirilmiş. Bu ünlü nakkaş Koca Memi’nin 16.yy. 2. yarıda başlattığı çok sevilen bir akım. Ağaçlı çini levhaları duvarda yükseğe yerleştiren Sinan, aşağıda namaz kılan halkın padişahı gizleyen ahşap paneller üzerinden ağaçları görmesini sağlamış. Böylelikle camiye giren halk Cennet’in ağaçlarını hayal edebilirken, yüksekte, hünkar mahfilinde namaz kılan Padişahın, herkesin üzerinde Allah’ın yeryüzündeki gölgesi olarak O’na daha yakın olduğunu hissetmesi sağlanmış. (6) (7)

 

Muradiye cinileri

Hünkâr mahfili çinileri arasında sonradan konmuş olabileceği düşünülen bugün teki kalmış iki adet elma ağaçlı pano ise çok özgün bir çini levha, bu devre ait tek örnek olarak kabul edilmekte.Ayrıca Mimber köşkündeki çini panodaki ağaç ta Hünkar Mahfilindeki ağaçlarla aynı şekilde bahar çiçekleriyle donanmış, altında sümbül,yaprak ve lalelerle süslenmiş.

muradiye cinileri 2

Mahfildeki çinilerin bir kısmı aşağıdaki iki fotoğrafta da göreceğiniz gibi maalesef 1877-78 Osmanlı-Rus harbi sırasında Rus Generali Mihail Skobelev tarafından söktürülerek Rusya’ya götürülmüş. M.K.Atatürk Selimiye camiini gezdiğinde ibret-i alem için duvarlarda sökülmüş çinilerin yerini boş bıraktırmış.
26 Mart 1913 te Bulgarlar Edirne’yi işgal ettiğinde Sofya’da Edirne hakkında pek çok kart basılmış. En alttaki görselde bu kartlardan birini görebilirsiniz. Selimiye Camii’nin şadırvanı önünde Bulgar askerleri görülmekte. (8) Caminin bahçe duvarının sağ arka köşesinde o dönemde Bulgarların top izlerinin verdiği hasar bugün hala yerinde duruyor. Çocukken Bulgar işgali sırasında Selimiye’nin o koca 2000 tonluk kubbesinin nasıl tahrip olmadığını düşünürdüm hep, kim bilir belki yıkmak istememişlerdir, belki de Mimar Sinan’ın dehasını yenememişlerdir…

 

 

Evet, bunca yıl sonra tekerlemenin ancak iki satırını tamamlayabildim. Dilim döndüğü kadar Muradiye ve Selimiye camilerinin çinileri, özellikle ziyarete kapalı ancak Edirne Valiliği’nin izniyle girilebilen Hünkar Mahfili hakkında genel bir bilgi vermeye çalıştım. Kusur ettiysem affola…

*Fotoğraflar Rezan Elbeyli ve Prof. Dr. Murat Tuğrul’a, Selimiye camii Hünkar Mahfili’nin çalınmış çinilerini gösteren iki fotoğraf Hakan Tokuç’a aittir.
(1)Muradiye Mosque in Edirne, Turkish Archeological News
(2)Mehtap Cömert Ülkücü,”Selimiye Camii Süslemeleri” ,Kültür ve Sanat Dergisi, İş Bankası Yayınları,1998, sayı 39
(3)Ebced hesabı, Arap alfabesinde harflerin her birine belirlenmiş birer sayı vererek bir kelimenin sayısal değerini hesaplama ve bu değerden yola çıkarak kelimeyle aynı sayısal değere sahip başka kelimeler arasında bağlantı kurup, yorumda bulunmaktır. Süleyman Uludağ, Tasavvuf Terimleri Sözlüğü, Kabalcı Yayınları, İstanbul, 2001, s.114
(4)Süleyman Uludağ, Tasavvuf Terimleri Sözlüğü, Kabalcı Yayınları, İstanbul, 2001 ,s.226
(5)Mimar Sinan Vakfı,Edirne
(6)Walter B .Denny, The Artistry of Ottoman Ceramics Iznik. S.98-101
(7)Kanuni Sultan Süleyman Fransa kralına yazdığı mektupta “ben Allah’ın gölgesiyim” demektedir.
(8)Engin Özendes, Osmanlı’nın 2. Başkenti Edirne, s.154

   

Özet
Edirne Çinileri Üzerine
Başlık
Edirne Çinileri Üzerine
Açıklama
Küçükken şöyle derdik, Eski Camii’nin yazısı/Selimiye’nin yapısı/Muradiye’nin çinileri/Üç Şerefeli’nin Kapısı… Benim gibi çocukluğunu Edirne’de geçirip de bu tekerlemeyi bilmeyen var mıdır acaba?
Yazar
Yayıncı
Gidivermek
Yayıncı Logo
Yukarı