paylaş

Yeni Keyifler

20 Haziran 2017

Kitap okumak ne kadar büyük bir zenginlikse yeni çıkacak kitaplar beklemek, daha önce bilmediği bir yazarla tanışmak ve yeni bir kitabın anlattıkları içinde kaybolmak da o kadar büyük bir keyiftir. Her yeni kitap başka bir dünyaya götürür insanı.


 

0000000608312Yazar: Andej Nikolaidis

Yayınevi: Aylak Kitap

Basım Tarihi: 2014

ISBN: 9786054972135

Bültenden: Kıyamet, dünyanın son günlerinin yaşandığı bir zamanda geçen bir cinayet hikâyesi. Ama bildik polisiye hikâyelerden değil. Adriyatik kıyılarından başlayıp İzmir’e ve İstanbul’a uzanan, Lacan, Freud, Borges ve Sabetay Sevi gibi pek çok meşhur kişinin de işin içinde olduğu benzersiz bir hikâye.

Adriyatik kıyısındaki küçük bir şehirde bir cinayet işlenir. Polis bu cinayeti sıradan cinayet vakalarından biri olarak görüp pek üzerinde durmaz. Bunun üzerine, olayı soruşturmak için bir özel dedektif devreye girer. Derken, bu küçük sahil şehrinde bir yaz günü lapa lapa kar yağmaya başlar. Şehrin sakinleri afallamış halde ne olduğunu anlamaya çalışırken, şehir yavaş yavaş kaosa sürüklenir. Yangınlar çıkar, insanlar öldürülür, ne zamandır kayıp olan kişiler peyda olur. Dünyanın diğer yerleri de farklı bir durumda değildir. Her taraf adeta mahşer yerine dönmüşken, cinayet mahallinde çok eski bir kitap, kıyamet gününü haber veren bir kitap bulunur.


farfaraYazar: Sezgin Kaymaz

Yayınevi: April Yayıncılık

Basım Tarihi: 2017

ISBN: 9786055162801

Bültenden: Charles M. Schulz der ki mutluluk sıcacık bir köpek yavrusudur.
Hisarlı Ahmet der ki dünya dedikleri bir gölgeliktir.
Neşet Ertaş der ki bu oyun havası değil ya, düğüne giden oynar. Aklı yetenler bu sırrı anlar, aklı
yetmeyenlerin kusuruna bakılmaz.
Misket mızrak, bozlak çatlak bir roman: Farfara.

Ankara kocaman bir patlak kâse, onlar da ateşini almış patlamış mısır,
o yana bu yana sıçrayıp duruyorlar.
Luki’nin romanı bu. Veya Madonna’nın veya Lucky’nin veya Matahari’nin;
kısaca itin tekinin.
Ne anasının başı kurtulduydu belâdan ne de yavrusunun kurtuldu.
Ne anasının ağına düşenler kurtarabildiydi yakasını aşktan,
ne yavrusunun ağına düşenler kurtarabildi.
“Al sana bir yavru köpek. Oynaş, eğleş!” deyip verdi Allah bunlara bir yavru köpek,
o yavru köpek de tuttu bir güzel oynaştı alayıyla; dalgasını geçti.
Mücellâ… Tahsin Bey’in kaybıyla yıkılan, kendini uykuyla iyileştirmeye çalışan,
sitemkâr sır küpü bir Ankara hanımefendisi.

Gidip gidip bir milyoncuya yazılan, Kocabeyoğlu Pasajında ne kadar döküntü tişört, defolu pantolon varsa toplayıp toplayıp gelen, dibinde mis gibi grosmarket dururken pazar pazar dolanıp yemek yapmasını bilirmiş gibi evi ucuz sebzeyle dolduran, Olgunlar’ın korsan kitabına, Yüksel’in uyduruk kol saatine, cıncık boncuğuna meftun Bûse. En sinirine giden şey: her şey!

Kemalettin… Kir pasak içinde ikide birde bitli horozlar gibi Buse’nin üstüne hoplayıp “Hadi beste yapalım canoş!” diye sulanan, beceriksizler kralı.

Zil kapı tanımaz taksiciler, belalı Batıkent efrâdı, içi dışı sevgi kokan yosmalar, tutkulu Ankara bebeleri. Ve âlemin hayatını değiştiren pas lekeli, sivri kafalı, rugan gibi bir yağlı kayış. Luki. Anasının kızı işte, kuyruğunu sayma.

Kimi dürülü kimi bükülü kimi serili, boklu sidikli gazetelerin arasından manevra yapa yapa, maceradan sırra, aşktan ölüme, hayattan hayata bir roman: Farfara.

Şu çocuk bahçesinde oynayıp duruyoruz hepimiz, koşup gideceğiz annemiz çağırınca.
Ne yapalım, emir büyük yerden, çağrıldın mı gideceksin.
O güne kadar, yapacak bir şey yok, oy farfara farfara!


0000000726638-1

Yazar : Yuval Noah Harari

Yayınevi: Kolektif Kitap

Basım Yılı: 2016

ISBN: 9786055029630

Bültenden: Hayvanlardan Tanrılara Sapiens kitabıyla insan türünün dünyaya nasıl egemen olduğunu anlatan Harari, Homo Deus’ta çarpıcı öngörüleriyle yarınımızı ele alıyor. İnsanlığın ölümsüzlük, mutluluk ve tanrısallık peşindeki yolculuğunu bilim, tarih ve felsefe ışığında incelediği bu çalışmasında, insanın bambaşka bir türe, Homo deus’a evrildiği bir gelecek kurguluyor.

Yola “önemsiz bir hayvan” olarak çıkan Homo sapiens, tanrılar katına ulaşmak uğruna kendi sonunu mu hazırlıyor?

Homo sapiens nasıl oldu da evrenin insan türünün etrafında döndüğünü iddia eden hümanist öğretiye inandı?

Bu öğreti gündelik yaşantımızı, sanatımızı ve en gizli tutkularımızı nasıl şekillendiriyor?

İnsanı inekler, tavuklar, şempanzeler ve bilgisayar programlarının tümünden ayıran yüksek zekası ve kudreti dışında herhangi bir alametifarikası var mı?

Tarih boyunca benzeri görülmemiş kazanımlar elde etmemize rağmen mutluluk seviyemizde neden kayda değer bir artış olmadı?

“Tüm bunları anlamak için tek yapmamız gereken geriye dönüp bakmak ve Homo sapiens’in aslında ne olduğunu, hümanizmin nasıl dünyaya hakim bir din hâline geldiğini ve hümanizm rüyasını gerçekleştirmeye çalışmanın aslında neden insanlığın kendi sonunu getireceğini incelemektir. İşte bu kitabın temel meselesi budur.”


0001698201001-1

Yazar: Salman Rushdie

Yayınevi: Can Yayınları

Basım Yılı:2017

ISBN: 9789750734564

Salman Rushdie’nin bu sürükleyici romanı, kendini, “Ana rahmine düştüğüm andan itibaren, başka bir boyuttan, zaman tünelinden gelen bir ziyaretçi gibi dünyadan ve üzerindeki her şey ve herkesten iki kat hızlı yaşlandım. Ana rahmine düşmemle doğumum arasında dört buçuk ay vardı,” diye tanıtan bir Hintli-Yahudinin ağzından anlatılıyor. Moraes “Mağripli” Zogoiby, Koşin baharat tacirleriyle yeraltı dünyasını yönetenlerin melezi bir soyun son temsilcisi. Rushdie, okurlarını Mağriplinin hikâyesi eşliğinde Hindistan’dan İspanya’ya uzanan bir yolculuğa çıkarırken, bir yandan da Hindistan’ın iç politikasındaki, toplumsal yaşamındaki ve Hint alt kıtasındaki değişimleri aktarıyor. Salman Rushdie, Mağriplinin Son İç Çekişi’nde İspanyol ressam Francisco Pradilla y Ortiz’in 1492’de Granada’nın düşmesiyle ilgili bir tablosunda ele aldığı efsaneden esinlendi. İspanya’daki son Mağripli hükümdar XII. Muhammed, Granada’yı terk etmek zorunda kalınca son bir kez dönüp arkasına bakar ve içini çeker. Bunun üzerine annesi şöyle der: “Erkek gibi müdafaa edemediğin şey için kadın gibi ağlama.”.


 

0000000727015-1

Yazar: Andre Alexis

Yayınevi: Nora , Edebiyat Dizisi

Basım Yılı: 2016

ISBN: 9786058303126

Bültenden: Hikayemiz şöyle: Tanrılar Hermes ve Apollo, Toronto’da bir bardadırlar. İçiyorlarsa da, sarhoşlukları alkolden değildir. Tanrıların hep yaptığı gibi, insanlığın tabiatına dair, amaçsız bir sohbete koyulurlar. İnsanların, mesela bitten ya da filden kötü veya iyi olmadıklarıyla başlayan muhabbetleri şu soruyla noktalanır: Hayvanlarda insan aklı olsaydı nasıl olurdu? Böylece Apollo ve Hermes, insan aklına sahip olsalar, hayvanların insanlardan daha mutsuz olup olmayacaklarına dair bahse tutuşurlar. Kaybeden diğerine dünya zamanıyla bir sene kölelik edecektir. Bardan çıkıp yürüdükleri caddede bir veteriner kliniğine denk gelirler ve tanrısal deneylerini bu klinikteki köpekler üzerinde uygulamaya karar verirler. O gece Toronto sokaklarında insan bilinci bahşedilmiş on beş köpek dolaşmaya başlar. Bu on beş köpeğin varoluşsal krizi André Alexis’in kaleminde, dilin, sevginin ve insan şefkatinin güzelliğine dair bir övgüye dönüşüyor. Tanrılar Zar Attığında, insan aklının bir ödül mü ceza mı olduğunu sorgulayan çağdaş bir Yunan mitolojisi.


 

sinemayi-seven-adam

Yazar: Mithat Alam

Söyleşi: Umut Barış Dönmez

Yayınevi: İletişim

ISBN: 9789750521119

Basım Tarihi: Kasım, 2016

Bültenden: Sinemayı Seven Adam, Mithat Alam’ın şahsi hikâyesiyle beraber Boğaziçi Üniversitesi’nde kurduğu film merkezinin de hikâyesini, üstelik birinci ağızdan aktarıyor. Umut Barış Dönmez’in hazırladığı ve yürüttüğü söyleşiyle şekillenen kitapta, Mithat Alam sevmediği iş yaşamından kopup sevdiği sinemaya dair meşgalelere nasıl “bulaştığı”nı zevkle anlatıyor. Bir yandan filmler ve yönetmenler, oyuncular hakkında muazzam bir sohbete tanıklık ederken diğer yandan sinema tarihine, Mithat Alam Film Merkezi’nin kuruluşu ve gelişimine, Film Merkezi’nde yapılan işlere, Merkez’den yetişen sinemacılara uzanan kapsamlı bir dökümün sunulmasına da şahit oluyoruz. Sinemayı Seven Adam sadece bir insanın hikâyesini anlatmıyor; insanların yaptıkları “iyi” işlerle kendi hayatlarını olduğu kadar başkalarının hayatlarını da nasıl zenginleştirdiğini gösteriyor…


cember

Yazar: Dave Eggers

Yayınevi: Siren

ISBN: 6055903626

Basım Tarihi: 2016

Bültenden: Çağdaş Amerikan edebiyatının yetenekli kalemi Dave Eggers, tüm dünyada büyük yankı uyandıran ve listelerin ilk sıralarına oturan romanı Çember’de ütopik, ancak son derece tanıdık bir manzara seriyor gözler önüne. Google, Facebook ve Apple gibi devlere göndermelerle Eggers, Çember’de internetin bir sonraki evresini hayal ediyor ve dijital mecralardaki yaşamlara dair sürükleyici bir öykü anlatıyor. Gerçek olamayacak kadar mükemmel bir teknoloji şirketinde işe başlayan Mae Holland’ın Çember macerası, katıldığı ağlar ile yeni katmanlar kazanıyor ve özgürlük yavaş yavaş esarete, mahremiyet hırsızlığa dönüşüyor. Kameralar her şeyi kaydediyor, bulut tüm izlerimizi yedekliyor, birileri bizi her zaman gözetliyor: Çember hepimizi içine alarak kapanıyor ve kaçacak yer bırakmıyor.


0000000681676-1

Yazar: Celil Oker

Yayınevi: Altın Kitaplar

ISBN: 9789752121256

Basım tarihi: 2016

Bültenden: Büyük bir reklam ajansının sahibi, eceliyle ölen yaşlı babasının evinde Humphrey Bogart tarzı bir şapkanın altında bulduğu tabancanın oraya nasıl geldiğini öğ- renmesi için dedektifimiz Remzi Ünal’a başvurur. Hemen çözülebilecek basitlikte görünen “iş”, araş- tırmaya bir cesedin de dahil olmasıyla karmaşık ve tehlikeli bir hale gelmeye başlar. Remzi Ünal olayların üzerine gittikçe cesetler artacak, yaşlı adamın ardında bıraktığı servet, şüphelilerin sayısını da artıracaktır. Polisiye edebiyatımızın usta ismi Celil Oker, Bir Şapka Bir Tabanca’da yine sürükleyici bir serüvenin içine katıyor okuru. Para hırsının kirlettiği yaşamlar, sırlarla çevrelenmiş bir aile ve görünenin ardındaki gerçekle yüzleştiriyor.


0000000681734-1

Yazar: Gilles Deleuze

Çeviri: Ayşe Meral

Yayınevi: Alfa Yayıncılık

ISBN: 9786051712390

Basım tarihi: 2016

Bültenden: -Hayatı kuşatan göstergelerin değeri nedir?
-Duyumsanabilir göstergelerin bellekle ilişkisi nasıl kurulur? Sanat göstergeleri nasıl açıklanır?
-Göstergeleri yorumlamak nasıl mümkün olur?
Proust’un başyapıtı Kayıp Zamanın İzinde’nin peşinden giderek kendimizi ister istemez içinde bulduğumuz bir göstergeler ağına, derin bir okumaya ve sanatın dışarıya, okura açılmasıyla sanatçının gözünün gördüğüne daha da yaklaşıyoruz. Deleuze, bir sanat yapıtının keşfinin olanaklarına ulaştırıyor okuru ve bunu yaparken de edebiyatçının el verdiği bir çırak gibi anlamları göstergelerin nesnesinde arıyor.
“Sanat eserinde açıklandığı biçimiyle bir öz nedir? O bir farklılıktır, nihai ve mutlak Farklılık. Varlığı oluşturan, bizlere varlığı tasavvur ettiren odur. Bu nedenle sanat, özleri tezahür ettirmesinden dolayı, bizim nafile yere hayatta aradığımız şeyi verebilecek tek şeydir.”


0000000681608-1

Yazar: Asef Bayat

Çeviri: Özgür Gökmen

Yayınevi: Metis Yayıncılık

ISBN: 9786053160281

Basım tarihi: 2016

Bültenden: Müslüman Ortadoğu dendiğinde insanların aklına ne gelir? Camiler, minareler, çarşaflı kadınlar, despotik rejimler, çöller? Bu bakış açısı, toplumsal ve siyasi değişimin pek çok kisveye büründüğü gerçeğini gözden kaçırmaktadır. Siyaset Olarak Hayat’ta Asef Bayat’ın ortaya koymak istediği tam da bu: otoriter yönetimlerin, dini makamların ve ekonomiye yön veren seçkinlerin gölgesi altında, sıradan insanların gündelik hayat pratikleriyle nasıl anlamlı bir değişim yaratabildiğini gözler önüne sermek.

Dünya sahnesinde kitlesel bir protesto veya geniş çaplı bir devrim kadar görünür olmasa da, Ortadoğu’nun dört bir yanından milyonlarca insan, taleplerini duyuracakları yeni toplumsal mekânlar keşfediyor veya yaratıyorlar. Tezgâhını işlek bir caddeye kuran seyyar satıcı, parkları işgal edenler, kamusal alanda blucinleriyle arzı endam eden Müslüman gençlik, sokaklarda yürüyüş düzenleyen protestocular, iki apartman arasına gerilmiş iplere çamaşır asan yoksul ev kadınları, “erkek işi” sayılan işlerde çalışarak belli bir kariyer sahibi olmaya çabalayan eğitimli kadınlar – bu insanların hepsi yaşamın her alanında devlet kontrolüne itiraz ediyor; gündelik faaliyetleri yoluyla, yerleşik kamu düzenine üstü kapalı meydan okuyorlar. Bu “gayri-hareketler” protesto değil ama pratik ve doğrudan gündelik eylem yoluyla siyasi tepki gösteriyorlar.

Ortadoğu’da karmaşıklığı gözden kaçırılmış toplumsal süreçlere yeni bir pencere açan Siyaset Olarak Hayat, toplumsal hareketlerin anlamı ve toplumsal değişimin dinamikleri hakkındaki küresel tartışmalarda eksik kalan Ortadoğulu bir bakış açısı sunuyor.


df05efaa-cc6a-4d70-908e-94bbe2dad769Yazar: Murathan Mungan

Yayınevi: Metis

ISBN: 9786053160212

Basım tarihi: 2015

Bültenden: Geçmişi yalnızca ondan bir şey inşa edecekseniz anmalısınız,” demiş eski ustalardan biri. Ben kendi payıma geçmişimden bunu yapmaya çalıştığımı söyleyebilirim. Ömrünün yıllarla ölçülen süresi “kaç ortalı” olursa olsun, yaşamı boyunca kendine çizdiği yol haritasını izleyerek bıkmadan usanmadan ders çalışan, elinden kolundan, kucağından defter, kitap, kalem eksik olmayan “bir çocuğun” anılarını yazdığı kitaba Harita Metod Defteri adının yakışacağını düşündüm. Umarım okunması, yaşanmasından daha güzel bir hayatın kitabı olmuştur.


454cdd64-5cb6-4477-93a5-d8c5d14a897d

Yazar: Ahmet Ümit

Yayınevi: Everest Yayınları

ISBN: 9786051419480

Basım tarihi: 2015

Bültenden: 1926 yılının o hüzünlü sonbaharı. Osmanlı İmparatorluğu yıkılmış, genç cumhuriyet ayaklarının üzerinde durmaya çalışıyor. O büyük altüst oluşun içinde bir adam: Şehsuvar Sami… Bir zamanların İttihat ve Terakki fedaisi, şimdilerin yorgun komitacısı. Şehsuvar Sami’nin etrafında dönen amansız bir entrika. Bir yanda kaybettiği ama hiçbir zaman yüreğinden çıkartamadığı sevgilisi Ester, öte yanda yaşanılan tarihsel bozgun… Kaybedilen bir ülke, kaybedilen bir şehir, kaybedilen bir hayat. Ve aklında hep aynı soru: Devlet mi kutsaldır, yoksa insan mı? “Ölüm, şehirlerimizi kaybetmekle başlar.” Kim söylemişti bu cümleyi hatırlamıyorum, ne yazık ki doğru… Doğru, lakin eksik. Ölüm, şehirlerimizi kaybetmekle başlar, vatanımızı kaybetmekle neticelenir. Sahi nedir vatan? Bir toprak parçası mı, uçsuz bucaksız denizler, derin göller, yalçın dağlar, verimli ovalar, yemyeşil ormanlar, kalabalık şehirler, tenha köyler mi? Hayır, bütün bunların ötesinde bir anlam taşır vatan. Ne sadece toprak parçası, ne su havzaları, ne ağaç silsilesi… Annemizin şefkati, babamızın saçlarına düşen ak, ilk aşkımız, doğan çocuğumuz, dedelerimizin mezarlarıdır vatan… Vatanı olmayan insanın hayatı da olmaz. Evet, bir vakitler zihnim, kalbim bu fikirlerle doluydu. Şimdi? Şimdi bilmiyorum…


ae1473c4-10c5-4a0f-9149-1f538384305f

Yazar: Maruf Öztoprak

Yayınevi: Carpediem Kitap

ISBN: 9786051440989

Basım tarihi: 2016

Bültenden: Uzun süren bir yolculuğun ardından asıl ulaşmak istediği yere, Doğu diyarının payitahtı Sermina kentine ulaşan Seyyah Asaf, burada çevresine toplanan halka seyahatleri boyunca başından geçen serüvenleri anlatmaya başlar. Yaşadığı esrarengiz bir olaydan ve büyük bir hazineden de bahseder. Bunun üzerine şehirde kol gezen haydutlarla başı derde girer ve bir gece tuhaf bir olay yaşanır. Bu esnada gizemli bir adamla tanışır. Ancak bir süre sonra olayların seyri değişecektir. Artık düşlerle gerçekler, doğrularla yalanlar iç içe geçmeye başlar. Aslında Seyyah da büyük bir sır saklamaktadır. Ve aklıyla vicdanını birbirine düşüren bu sır belki de onun sonu olacaktır. Geçmişten günümüze kadar gelen yaşanmışlıklar, serüvenler ve menkıbelerin iç içe geçtiği romanda, saklanan sırlar gün yüzüne çıktıkça olayın geçtiği şehir kocaman bir hayal âlemine dönüşüverir. Bir şehzade, iki padişah ve şehirde kol gezen haydutlar… Uyanınca ölenler ve ölünce uyananlar… Bir seyyah, bir çocuk, bir kadın, bir hayal… Bu romanda herkesin ‘kalbinde saklı kaldığı’ bir yer var…


4811fd3e-2610-4946-a3fc-b50fdb4ecd31Yazar: Gülgün Terzioğlu

Yayınevi: Postiga

ISBN: 9786058410336

Basım tarihi: 2015

Bültenden:“Sokaklarda, caddelerde yanımızdan akıp geçen kalabalık yüzlerin hepsinde birer yaşam ayrıntısı ve gizlenmiş yaralar var. Kimse kimsenin öyküsüne dokunamıyor oysa. Gerçekler daha derinlerde gizli.”
“Hayatı Çöpe Sıyırma!”yı bir gecede, heyecanla okuyup bitirdim. Gerçek hayattan yoğun damlalar taşıyan bu bir demet sarsıcı öykü beni düşündürdü, duygulandırdı ve hayatta olan farkındalığımı arttırdı. Kitabı kapattığımda daha zengin bir dünyanın içinde olduğumu fark ettim. Hayatın basamakları önüme serilmişti. Yavaş yavaş indirdim onlardan ve çok renkli bir duygu bahçesinde dolaştım. Yoğun, doyurucu ve düşündüren bir ilk kitap.


6819083d-10c8-4f97-9256-28f7592b4456Yazar: Yuval Noah Harari

Çeviri: Ertuğrul Genç

Yayınevi: Kolektif Kitap

ISBN: 9786055029357

Basım tarihi: 2015

Bültenden:- Homo sapiens neden ekolojik bir seri katile dönüştü?
– Para neden herkesin güvendiği tek şey?
– Kadınlar üstün sosyal becerilere sahipken, neden çoğu toplum erkek egemen?
– Güç elde etmekte böylesine yetenekli olan insanlar neden bu gücü mutluluğa dönüştürmekte başarısızlar?
– Geleceğin dini bilim mi?
– İnsanların miadı çoktan doldu mu?
100 bin yıl önce Yeryüzü’nde en az altı farklı insan türü vardı. Günümüzdeyse sadece Homo Sapiens var. Diğerlerinin başına ne geldi ve bize ne olacak? Çoğu çalışma insanlığın serüvenini ya tarihi ya da biyolojik bir yaklaşımla ele alır, ancak Harari 70 bin yıl önce gerçekleşen Bilişsel Devrim’le başlattığı bu kitabında gelenekleri yerle bir ediyor. İnsanların küresel ekosistemde oynadıkları rolden imparatorlukların yükselişine ve modern dünyaya kadar pek çok konuyu irdeleyen Sapiens, tarihle bilimi bir araya getirerek kabul görmüş anlatıları yeniden ele alıyor. Harari ayrıca geleceğe bakmaya da zorluyor okuru. Yakın zamanda insanlar, dört milyar yıldır yaşama hükmeden doğal seçilim yasalarını esnetmeye başladılar. Artık sadece dünyayı değil, kendimizi ve diğer canlıları tasarlama becerisi de kazandık. Peki bu bizi nereye götürüyor, bizi neye dönüştürebilir? Yuval Noah Harari’nin “İnsanın yükselişini ne açıklayabilir?” başlıklı TED konuşması: “Yetmiş bin yıl önce, atalarımız önemsiz hayvanlardı. Tarih öncesi insanların en önemli özelliği önemsiz olmalarıdır. Dünya’ya etkileri denizanasından veya ateş böceklerinden veya ağaç kakanlardan daha fazla değildi. Bugün tam tersine, gezegeni biz kontrol ediyoruz. Ve soru şu: Oradan buraya nasıl geldik? Kendimizi, Afrika’nın bir köşesinde kendi işine bakan önemsiz maymunlardan Dünya hükümdarlarına nasıl çevirdik?”


Yazar: Sencer Divitçioğlu9e8a456f-ea51-4221-8680-6b479fc435d8

Yayınevi: Alfa Yayıncılık

ISBN: 9786051711737

Basım tarihi: 2015

Bültenden: Asya Tipi Üretim Tarzı (ATÜT) tartışmasının isim babası olan Divitçioğlu, düşünce dünyamıza yön veren eserleriyle ortaçağ tarihçiliğinde özel bir yere sahiptir. Oyun teorisinden üç işlev teorisine dek farklı yaklaşımlarla, klasik tarihçiliğin dışına çıkan formüllerle okurun zihnini sürekli uyanık tutan, kendine özgü bir sosyal bilim dili yaratan Divitçioğlu, Köktürklerden Osmanlı’ya dek ortaçağ Türk toplumlarındaki süreklilik ve kopuşları, geri dönüş ve sıçramaları kışkırtıcı tezlerle ele aldı. VIII. yüzyılda Doğu Türk kağanlığının komşusu olan Az boyuna dair bir incelemenin yanı sıra yine aynı yüzyılda yaşayan Nasturi, yani Hıristiyan Türkler hakkında birtakım karanlık noktalar açığa çıkarılıyor. Çin yıllıklarında MS 327 yılında kaydedilen Hunca bir beyitten yola çıkan Divitçioğlu, Tele boyları hakkındaki karmaşık pek çok noktayı açıklıyor. Bu küçük mücevher kitap XIII. yüzyılda Batı Anadolu’da Saruhanlı beyliğini kuran göçebe Türk boylarının Kıpçak kökenli olma ihtimali üzerine merak uyandırıcı bir yazıyla kapanıyor.


a4d67f26-66d4-4694-bc4e-e641159b1c56Yazar: Vladimir Alexandrov

Çeviri: Bahar Tırnakcı

Yayınevi: İş Bankası Kültür Yayınları

ISBN: 9786053326151

Basım tarihi: 2015

Bültenden: Siyah Rus 1872’de Mississippi deltasında, azatlı köle bir anne babadan doğan siyahi Frederick Bruce Thomas’ın şaşırtıcı ama gerçek hikâyesidir. Babasının vahşi bir cinayete kurban gitmesinin ardından Chicago ve Brooklyn’de garson olarak çalışan Frederick, daha geniş bir özgürlüğün peşinde, Amerika’dan Avrupa’ya seyahat eder. Çeşitli ülkelerde, önemli eğlence merkezleri ve otellerde çalıştıktan sonra renginin kariyeri önünde engel sayılmadığı bir ülkeye, Rusya’ya göç eder ve Fyodor Fyodoroviç Thomas olur. Moskova’da bir dizi restoran ve gazino açarak zengin olur. Bolşevik Devrimi patlak verdikten sonra İstanbul’a kaçar ve aralarında ünlü Maksim’in de olduğu, döneminde hepsi çok sevilen gece kulüplerinin organizatörlüğünü yapar. İşlerinin kötüye gitmesi sonucu ödeyemediği borçlar yüzünden girdiği hapishanede, 1928 yılında ölür.


1d748053-a01b-4d87-98ce-fa5b4614e477Yazar: Ernst Christoph Döbel

Çeviren: Cristina Schnettger

Yayınevi: Say Yayınları

ISBN: 9786050204407

Basım tarihi: 2015

Bültenden: “Ertesi sabahın erken saatlerinde uyanıp hemen güverteye fırladığımda, hayranlıkla etrafı seyreden diğerleri ile beraber, her tarafın mukayese kabul etmez bir muhteşemlikte olan manzarası karşısında, şaşkınlığımdan ve hayranlığımdan söyleyecek bir söz bulamadım. Gözlerime inanamadım ve geceleyin Binbir Gece Masalları diyarına geçtiğimizi zannettim. Mamafih, hakikatin tam ortasında, Avrupa ile Asya arasındaki sınırda bulunuyordum ve zaman geçtikçe gözüm, seyrettiği bu muhteşemliğe yavaş yavaş alışmaya ve kalbimin sessiz hayranlığı kendini sesli bir coşkuya bırakmaya başladı… Sonsuz bolluk ve güzellikte ışıldayan tabiatın bitmeyen büyüsü yakın uzak her yerde görülürken kalbime hâkim olan tek bir düşüncem vardı; dünyanın hiçbir yerinde ikinci bir İstanbul yoktur.” Fayton imalat kalfası Ernst Christoph Döbel’in seyahati çağdaşı seyyahlardan oldukça farklı gelişmiştir. Her şeyden önce o seyahat masraflarını, seyahat sırasında başta araba tamiratı olmak üzere çalıştığı farklı işlerden kazandığı parayla karşılamaktadır. Bu nedenle harcadığı her kuruşun hesabını yapar; kalabileceği en ucuz mekânlarda kalır, karnını mütevazı bir şekilde doyurur, en hesaplı şekilde yolculuk etmenin yollarını arar. Çalışma aletleri her daim yanındadır, bazı yerlerde para kazanmak için uzun süreli ikamet eder, bazı yerlerden sadece geçer gider. Bu kitapta, fayton imalat kalfası Ernst Christoph Döbel “tuhaf ve garip sergüzeştini” naklediyor.


251a2bf6-6a38-4e8e-875d-fea88ddacec7

Yazar: Emir Kusturica

Çeviren: Aylin Yengin

Yayınevi: Sayfa 6

ISBN: 9789751035929

Basım tarihi: 2015

Bültenden: Son yılların en sıra dışı yönetmenlerinden biri olan Emir Kusturica; siyasetin, devletin, mahallenin ve hatta aile yapısının gölgesinden kurtulmaya çalışan idealist gençlerin yetişkin dünyasındaki varlık mücadelesini Dragan, Aleksa ve Kosta’nın gözünden anlatıyor ve bu altı öykülük kitapla beyazperdenin de ötesine geçiyor.
-Özgüvenini kazanmaya çalışan bir ergen.
-Ebeveynlerinin ufacık sırları arasına sıkışmış bir çocuk.
-Savaşa rağmen aşk.
-Cinayetle sonlanan bir gece.
-Para, aşk, umut, aile, kurtuluş.
-Fazlasıyla gerçek ve bir o kadar gerçeküstü.
Karanlık fantezilerin sihirli gerçekçilikle iç içe geçtiği trajikomik olaylar örgüsüyle bezenmiş altı öykü de, Kusturica’nın kaleminin en az gözü ve algısı kadar kuvvetli olduğunu kanıtlıyor. Çingeneler Zamanı, Arizona Dream ve Underground gibi kült filmlerin yönetmeni olan Emir Kusturica, 24 Kasım 1954’te Saraybosna’da doğdu. Balkan kültürünü dünyaya tanıtan en büyük isimlerden biri olan Kusturica, neredeyse bütün filmleri ile defalarca ödül almıştır.


e25a4192-4b41-4a34-a65f-9780571c81e3

Yazar: Aslı E. Perker

Yayınevi: Everest Yayınları

ISBN: 9786051419145

Basım tarihi: 2015

Bültenden: Çektiği uykusuzluğu mor göz altlarıyla ele veren ama taşıdığı büyük sırrı asla açık etmeyen Aslı. Kedi sevmeyen bir yazar. Hayatındaki en önemli kişiyi, anneannesini yakın zamanda kaybetmiş. Şu sıralar neredeyse görünmez olmayı diliyor. Ancak uluslararası bir yazar programına kabul edilmesiyle kendisini Avusturya’da buluyor. Vampir olduğundan kuşkulandığı, yaptığı tüm hesaplarda yaşı 130 çıkan bir hanımefendiyle tanışıyor. Bu yaşlı hanım ölümsüz mü; kaldığı evdeki kedi, anneannesinin reenkarne olmuş hali mi; bir insan kaç kez katil olabilir; peki şimdi hiç aşkın sırası mı?!
“Anneannem öldüğünden beri bir türlü onun gittiğine inanamadım. Bazen sanki hemen yanımdaymış gibi hissediyorum. Kokusunu duyuyorum. Ölene kadar aynı kokuyu kullandı. Eczaneden aldığı kolonyanın o sabun kokusu. Burada bile aynı kokuyu aldığım oluyor. Özellikle de kedi yanıma geldiğinde. Hep yazdıklarımı sesli okurken yanıma geliyor. Yani…” “Anneanneniz gibi.” “Evet.” Bunu söylerken öyle utanıyor ki. Ama söyledi işte. “Kedinin anneanneniz olduğunu düşündüğünüzü söylerken sizi deli zannedeceğimi mi sanıyorsunuz?” Aslı başını sallıyor. “Ah Aslı, ben, ölemediğini söyleyen bir kadınım. Ben mi sizi deli zannedeceğim? Gerçekten âlemsiniz.”


4da90bf4-1fed-4e7d-832c-640a3aebad85

Yazar: Graham Hancock

Çeviren: Levent Kartal

Yayınevi: Omega

ISBN: 9786050204216

Basım tarihi: 2015

Bültenden: Eserleri çok satan yazar, araştırmacı gazeteci ve televizyon sunucusu Graham Hancock, oldukça tartışmalı bir tarih görüşüne sahip. Dünyanın bazı bölgelerindeki halklara bilgi getirmiş gizemli, kayıp bir medeniyet hakkındaki teorisi o kadar büyük bir kitlenin ilgisini çekti ki bu teori geleneksel tarih anlayışını değiştirebilir. -BBC, Horizon, Aralık 2000-
Buz devrine ait haritalar, tarihöncesi mitlerde kodlu olan bilimsel ve astronomik bulgular, Mısır Piramitlerinin ve Gize Platosu’ndaki tapınakların inşasındaki ustalık, Meksika’daki Güneş ve Ay Piramitleri, Virakoça efsanesi, Pîrî Reis Haritası’nın gizemi… Graham Hancock dünya çapında, milyonlarca insanın ilgisini çeken eseri Tanrıların Parmak İzleri’nde haritası olmayan bölgeleri keşfediyor, önyargıları sorguluyor, geçmişin karanlık ve gizemli dönemlerine ışık tutuyor. Tanrıların Parmak İzleri, kimi tarihçilerin acımasız saldırılarına ve eleştirilerine maruz kalıp şiddetli tartışmalara neden olurken kimi kalıplaşmış düşüncelerin ve tarihsel önyargıların sorgulanmasını sağlamış; araştırmacıların ve gezginlerin dünyanın en gizemli antik yerleşim yerlerine olan merakını uyandırmıştır.


e3a68e6b-b794-4295-a2ce-a2dbcb09bd6bYazar: Ayça Güçlüten

Yayınevi: Postiga

ISBN: 9786054799565

Basım tarihi: 2014

Bültenden: Bir yer… Bir şehir… Renk tercihini griden yana kullanmış isimsiz bir kent. Varlığı ve yokluğu bir… Hem cansız hem de kan içinde. Sözcükler var. Nefesler var. Ter var. Saflık yok burada. Doğal olmayan bir işleyişte sürüklenmeler var. Tuhaf masallar anlatan ayyaş bir baykuş var. Yıkık dökük bir bina var. Bir adam var bir de. Ölümün kardeşi uykuyla düello halinde biri. Yeni yalnızlığına tutkun, birden çok kadını olan biri. Puslu rüyalarında asıl yaşamını sürdüren, mutsuzluğuyla meşhur biri. Ve elde edemediği bir şey var. Tek bir şey… “Her şey şimdi başlıyor. Sen şu anda doğuyorsun. Ölmeyeceksin. Tabii ki herkes ölecek. Hiçbiri yok aslında. Ve sen de yoksun. Hiç olmadın. Seni senden sürdüm ben. Bunun için yıllarca uğraştım. Bazen midende yaşadım, bazen bağırsaklarında. Beyninde tatil yaptım. Kalbine hiç bulaşmadım. Burukluğu çaldım senden. Umudu, iyimserliği, gelenekselliği, sıradanlığı, yaşam iştahını… Tümünü her bir hücrenden özenle temizledim. Ve böylelikle yıllarını çaldım. Bir seyircisin sen. Şimdi bir bak kendine. İyisin. Tamamlanıyorsun. Ne kadar da grisin, olman gerektiği gibi. Küçücüksün. İşte şimdi yaşıyorsun, uykusuz…”

 

1 Yorum

Yukarı