Caz ve Yaz

20 Haziran 2018

Son yıllarda Beşiktaş futbol takımı taraftarlarının marş haline getirdiği Nazım Hikmet’in 1930 tarihli “Güzel günler göreceğiz çocuklar, güneşli günler” diye başlayan şiirini kim sevmez değil mi? Ümidin ve maviliklerin ilerde olduğunu, aradan 88 yıl geçse de hâlâ maviliklere doğru sürdüğümüzü ve galiba hep süreceğimizi anlatan ölümsüz şiiri.

Elbette bu bir metafor. Zamansız ve ümidi besleyen bir metafor ve bu nevi metaforlar hayatın olduğu gibi sanatın da ihtiyaç duyduğu moral yakıtı sağlayan bir işlev görür. Çağrışımlı yazmanın kolaylığı, tıpkı cazdaki doğaçlama gibi, yazarı dalga üzerinde sörf yapar gibi gezdirir.

Önümüz yaz ve bizi bekleyen güzel müzikler var

19. yüzyılın empresyonist ressamları resim sanatı tarihinin güneş ışığını hayata en yakın ve etkileyici kullanan sanatçılarıydı. İzlenimcilik, sıcak bir yaz öğle sonrası tenteden süzülen güneş ışınlarının bahçe sofrasında ışık oyunları yapmasını izlemek gibidir. Hayat bize artık böyle oyunları izleyecek tembellik lüksü vermese de sanat bu duyguları işlemeye devam ediyor, edecek de.

Avrupa cazı ve izlenimci duyguların ‘smooth’ etkisi

Almanların güçlü firması ACT, iki yazdır gölgeliklerden sızan güneşin müziğe dönüşen hallerini bizim için derleyip yayınlıyor. Çoğu zaman ‘cathastrophic’ etki üretmeleriyle tanıdığımız ünlü müzisyenlerin hafif rüzgarların sürüklediği pamukçukları andırır müzikler yaptığını duymak insana iyi geliyor. Onların da modern toplumun bireyleri olarak endişelerini arada unutup kendilerini hafif esen rüzgara bırakmalarında fayda var.

Caz duygusunda rahatlamak

Bu müziklerin farklı insanları buluşturduğunu görmek güzel. “Fahrt ins Blaue” adıyla yayınlanan derleme albüm serisinde, mesela, Vietnamlı gitar ustası Nguyen Lê ile İtalyan kornetçi Paolo Fresu’nun 21. yüzyılda buluşması 19. yüzyıl izlenimciliğinin açtığı yol sayesinde mümkün olabildi desem kim itiraz edebilir ki? 19. yüzyıl Fransız klasik müziğinde Debussy’nin, Ravel’in, Satie’nin açtığı yolun önemini kim yadsıyabilir ki? İşte, o kulvar bir Vietnamlı gitaristle İtalyan kornetisti buluşturuyor bugün.

Ya da… Eivind Aarset gibi bir gitar fenomeninin gitardaki tüm yapıyı bilgisayara taşıyarak gitar rifleri üzerine ördüğü ses mimarisinin coğrafyaları tarif etmedeki başarısı ve orijinalitesini kontrbasın dalgalı ses perdeleriyle karşıladığı bir başka usta isim Lars Danielsson ve piyano tuşlarına saklı notaları bulup çıkaran Jan Bang’ın yaptıklarını.

Güneşin serinletici etkisi

Aslında, Avrupa cazını oluşturan bu müzisyen topluluğunun müziklerindeki gizli şifreleri bulup çıkarmak gibidir bu iş. ACT firmasının bu derleme serisi güncel müzikteki izleri takip etmek isteyenler için şaşırtıcı imkanlar sunuyor. Buna, bir araya gelen müziklerin toplam etkisine binaen güneşin serinletici etkisi demek de mümkün. Öyle olmasa, Nils Landgren gibi bir funk tromboncusu, sonradan itiraf ettiği üzere, “Shapes” isimli melodinin bütün albümü sarmalayıp üstüne bir de albüme adını vereceğini söyler miydi?

İz sürmeye devam…

Norveçli caz piyanisti Jacob Karlzon ile Fransız tenisçi René Lacoste’un benzer yanları ancak müziğin izleri takip edilerek bulunabilir. Aralarında üç nesil olsa bile Fransız tenisçi ile İsveç’li piyanisti birbirlerine bağlayan şey ikisinin de iyi birer tenisçi olması ama bir şey daha var, ikisinin de sonradan başka alanlarda ünlenmeleri. René soyadını büyük bir moda markasına dönüştürürken yaşadığı sakatlık sonrası Jacob Karlzon ise hobi olarak çaldığı piyanoyu profesyonel bir kariyere çevirdi ve şimdi yaz gölgeliklerinde dinlediğimiz müziklere imza atıyor, yani Avrupa’nın ‘smooth’ caz duygusunu repertuvara dönüştürüyor. Mesela Karlzon’un “Bubbles”ı her piyano tuşesinden çıkan birer baloncuklu nota gibidir.

Rene Lacoste

 

Yaz, güneş, gölgelik, esen rüzgar, deniz kıyısı ve bitmeyen sofralar, serinleten içkiler serisine örneğin Esbjörn Svensson gibi ‘progressive’ bir müzisyeni de dahil edebiliriz. Karlzon’unkine benzer ama sonu çok daha trajik bir hikaye Svensson’unkisi. O tenis değil ‘scuba diving’ tutkunu, derin maviliklere bedenini sürmesi müzik için trajik bir kayıp, bir dalış esnasında vurgun yiyerek hayatını kaybeden Svensson aynı zamanda Avrupa cazın en etkileyici isimlerinden biriydi, genç ölmesi kişiliğini ve sanatını efsaneye dönüştürdü. Onun 2000 yılında kaydettiği “Good Morning Susie Soho” albümündeki “Spam-Boo-Limbo” mesela maviliklere sürülen müzikler için güzel bir örnektir.


Özelde müziğe dair takip ettiğimiz bu izler bizi Avrupa sanatının ve edebiyatın büyük kişilikleriyle buluşturan entelektüel bir sohbete dönüştürüyor. Bu sohbetin kahramanlarından biri Victoria Tolstoy mesela. Soyadı hemen dikkat çekmiş olmalı, büyük Rus yazarın dördüncü kuşaktan torunu olan caz şarkıcısı ‘maviliklere sürülen’ şarkıların sahiplerinden biri. Başarılı şarkıcının 2011 yılında yayınladığı “Letters to Herbie” albümündeki “Give it All Your Heart” dinleyene “Tüm Kalbini Ver” derken melodisindeki belli belirsiz samba yaz akşamları salınılan sahil barlarını hatırlatıyor.

 

Yaz, güneş ve bedenin serkeşlikle salınma halini hatırlatan bu müziklerin iç enerjimizi yenilediği kesin. Müzikte en sert duyguları resmedenlerin dahi kendini aktif dinlenmeye almaktan çekinmediği bu tür müzikler duygularımızı maviliklere sürmede büyük birer etken. Şezlongda uyurken rüzgarla dolaşan bu melodilere kendimizi teslim etmenin tarifsiz hissini siz de yaşamayı ihmal etmeyin. Nasılsa ‘güzel günler göreceğiz çocuklar’ dizesi hep ilerideki günleri kastediyor olacak, arada kendimize zaman ayırmakta sakınca yok.

 

 

 

   

Yukarı