Ya Piazzolla Olmasaydı!

16 Ocak 2018

Astor Pantaleon Piazzolla…

Bu isim telaffuz edildiği anda, çoğunuzun “Baba Tangocu!” dediğini duyar gibiyim. Öyledir de gerçekten… 1921 yılında, Arjantin’in Mar del Plata kentinde doğar Piazzolla, sonradan ustası olacağı enstrüman bandoneon ile tanıştığında henüz 8 yaşındadır. İlk derslerini Andres Daquila’dan alır. Hayali, o dönemin en büyük tango orkestralarından Anibal Troila’nın kadrosunda yer almak olan Piazzolla, 15 yaşında Arjantin’in ikinci sınıf tango orkestralarındayken adım attığı bu hayaline nihayet 1939 yılında büyük orkestralarda çalarak kavuşur.

1934 yılında ailesiyle henüz New York’ta bulunduğu sırada, o dönemin en ünlü tango şarkıcısı Carlos Gardel, “Tango in Broadway” müzikalinin çekimleri için şehre gelmiştir. Filminde rol alması için bir bandoneoniste ihtiyacı vardır ve bulunduğu yerde bu enstrümanı çalabilen tek bir müzisyen dahi olmadığı kesinleştiği bir anda Gardel’e 15 yaşındaki bandoneonist Astor Piazzolla önerilir. Sonrasında Piazzolla ve babasıyla otel odasında gerçekleşen görüşme sonucunda, Carlos Gardel’in müzikalinde “gazete dağıtıcısı çocuk” rolünü üstlenir 15 yaşındaki genç.

Müzikal gösterileri tüm şehirde sürerken, Carlos Gardel, babasının da iznini alarak Piazzolla’yı turneye götürmek istemiştir. Ancak baba, çok kritik bir karar alır ve oğlunun turneye katılmasına izin vermez. Evet, bu durum ilk duyduğunuzda her ne kadar olumsuz bir gelişme olarak kulağınıza çarpsa da aslında tam tersi bir şekilde, Baba Piazzola’nın kararı büyük müzikal gelişmelerin sona ermesini, hatta hiç başlamamasını önleyecektir. Öyle ki, bu karar olmasa tango müziğine yeni bir biçim, tarz ve yorum katan Piazzolla var olamayacak, tango Buenos Aires’te sadece klasik biçimiyle hatırlanan sıradan bir müzik olmaktan kurtulamayacaktı. Çünkü  Carlos Gardel 1935 yılında Kolombiya turnesine giderken uçak kazasında hayatını kaybeder… Piazzolla’nın babası bu izni vermemekle hem oğlunun hem de modern Tango’nun geleceğini kurtarmıştır!

İyi ki varsın Piazzolla!  İyi ki varsın Tango!

Ünlü kompozitör Nadia Boulanger ile çalışmak için 1954 yılında Paris’e gider Piazzolla. Kompozisyon dersi sırasında Nadia, onun batı klasik tarzı kompozisyon çalışmalarının güzel fakat duygudan yoksun olduğunu söyler ve kendisinden bu tarzı denemeye başlamadan önce çaldığı eserlerinden birini piyanoda da çalmasını ister. Piazzolla “Triunfal” eserini seçip çalmaya başlar. Henüz sekizinci ölçüye gelmiştir ki Boulanger onu bir anda durdurur ve “İşte bu Piazzolla!” diyerek hayranlığını belli eder.

Bundan sonraki süreçte kendi müzik tarzını oluşturmaya başlayan Piazzolla, bu kararıyla dünya üzerindeki tüm müzisyenleri bir araya getiren, o eşsiz caz armonisiyle beslenmiş, Stravinsky etkisinin de duyulduğu, enstrümanların hatta yaratıcılığın sınırlarının zorlandığı ve adeta duygu seli yaşatan yepyeni tango stilinin doğmasını sağlamıştır.

Ya Piazzolla olmasaydı! Bugüne dek verdiğim konserlerin yüzde doksanının Piazzolla eserlerinden oluştuğunu düşününce diyorum ki gitar öksüz kalacaktı, flüt öksüz kalacaktı, bandoneon ve keman öksüz kalacaktı… Hatta tango ve elbette müzik büyük ölçüde öksüz kalacaktı!

Bu yüzden ve daha nicesi için, iyi ki varsın Astor Pantaleon Piazzolla!  İyi ki varsın!

   

Özet
Ya Piazzolla Olmasaydı!
Başlık
Ya Piazzolla Olmasaydı!
Açıklama
Bu isim telaffuz edildiği anda, çoğunuzun “Baba Tangocu!” dediğini duyar gibiyim. Öyledir de gerçekten… 1921 yılında, Arjantin’in Mar del Plata kentinde doğar Piazzolla, sonradan ustası olacağı enstrüman bandoneon ile tanıştığında henüz 8 yaşındadır.
Yazar
Yayıncı
Gidivermek
Yayıncı Logo
Yukarı