Yürekten Nefese; Halit Turgay…

9 Mart 2018

Bir cuma gecesindeyim. Benim için pek de hoş sayılmayacak bir günün ardından “Yazmalısın!” dedi bana bir şeyler. O halde yakalım mumumuzu yağmur damlalarının süslediği penceremin önünde, başlayalım üretmeye…

Üzerinden uzun yıllar geçen öğrencilik hallerime dönüyorum bu gece. Sene 2001, yer İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı. Hani Kadıköy iskelesinin hemen yanındaki içinden bağırma sesleri gelen eski uzun bina. (Okulumun adını söylediğimde bu şekilde tasvir edilirdi insanlar tarafından.) İşte o yıllarda, yani bütün konservatuvar eğitimim boyunca aklımda ve yüreğimde kalan tek öğretmen oldu, Halit hocam; Flütist Halit Turgay. Bir çoğunuz belki de ismini duymamıştır fakat günümüzün en verimli flütist ve eğitmeni olduğuna kesinlikle şüpheniz olmasın.

O dönem gitar bölümündeyim; on dokuz-yirmi yaşlarımdayım ve ergenlik heyecanlarımı yeni yeni atıyorum. Hem Türkiye’nin en iyi konservatuvarlarından birindeydim hem de konser vermemiz gereken bir döneme girmiştik. Flütçü bir arkadaşımla konser provalarına başlamıştık ve elbette her zamanki gibi yol göstericimiz olan Halit hocanın yanında bulduk kendimizi. Provalar, müzikalite ve teknik çalışmanın dışında tamamen felsefe ve hayat öğretisiydi anlattıkları, elbette anlayana…

Herkes Halit Hoca denildiğinde irkilir ve çekinirdi. Ben ise herkesin çekindiği o insanı daha fazla dinleyebilmek için can atardım. Hiç unutamıyorum, bir keresinde flüt & gitar duo konser provasındayız ve Astor Piazzolla’nın ‘’Tango Suite’’ eserini çalışıyoruz. Halit Hoca şeflik yapıyordu bize.. Hayır hayır, şeflik değil rehberdi. Çalmıyordum, adeta müziği hissediyordum sayesinde. Flütçü arkadaşım, Halit Hocanın öğrencisi olduğu için bana kıyasla daha sert bir muameleye maruz kalıyordu, o açıdan biraz şanslıydım aslında. Şaka bir yana, arkadaşım icra ettiğimiz eserin ruhunu yakalayamamış olsa gerek ki Halit Hoca bizi aniden durdurup arkadaşıma ayakkabısının hangi marka olduğunu sordu, arkadaşım da bu beklenmedik soru karşısında şaşırdı ve tekleyerek cevap verdi. (Ayakkabısı pahalı bir markaya aitti.) Halit Hocanın cevap üzerine,  ‘’Piazzolla çalmak öyle hava tabanlı ayakkabı giymeye benzemez efendi!’’ demesiyle birlikte gülmemek için kendimi çok zor tuttum. Ama ne öğretti bize tek cümlede Piazzolla çalmayı, müziğin ruhunu ve amacını… İşte bunu anlatmaya sözler bile yetmez.

Hep ruha yani müzikaliteye önem verirdi. Hissetmeye odaklanırdı ve hissederdi, hem de en derinden… Bir flütist olmadığım halde her fırsatta yanına gidip flüt derslerini izlerdim. Öğretisi ve metodu diğerleri gibi değildi, müziği takip edebilme yetisi arardı, sonra analiz etme, hissetme ve en nihayet çalma. Onun müziği ruh ve aşktan oluşurdu. En azından ben bu şekilde yorumlardım o derin bakışları.

Bir süre sonra İstanbul’dan ayrılıp Mersin Konservatuvarı’na geçti ve gördüğüm kadarıyla hayatının da en güzel kararından birini vermiş oldu. Deniz, tarih, felsefe, yıldızlar; doğa ve ruh birleşince Halit Hoca için üretme vakti gelmişti. Ve bu kararın sonucunda, o güzel doğada iki caz albümü çıkardı. Türk Çayı Caz Suiti’ni 2012, diğer eseri olan Benim adım İstanbul’u da 2017 yılında piyasaya çıkardı. Ayrıca Mersin Flüt Konçertosu cd kaydı, Pompeopolis Flüt & Arp Konçertosu dünya prömiyeri, flüt, piyano ve orkestra için “Akdeniz Rapsodisi”, flüt, çello ve piyano için “Akdeniz” eseri ve ulusal bestecilik yarışmasında ödül kazanan “Üç Güzeller” trio eseri en değerli baş yapıtlarıdır.

Elbette dünyaca ünlü flütistlerin birlikte çaldığı Halit hocam, bu eserleriyle amacının sadece değerli öğrenciler yetiştirmek olmadığını, aynı zamanda ürettiğini, hem de jazz müziğinin en bağımsız olanını üretebildiğini dünyaya ilan etmiş oldu.

Halit hocam… Halit Turgay… Çaldığında yüreğini nefeste canlandırabilen tanıdığım tek müzik insanı. Ruhu dinlemek isterseniz kesinlikle yürekten nefese derim…

Halit Turgay derim…

Canım hocam…

   

Yukarı